Cumartesi, Haziran 06, 2026

"Taşacak Bu Deniz" nereye gidiyor? (Sezon Finali)

6/06/2026 0 Comments

 


Sevgili yansıma dostları,


Biliyorsunuz beni yıllardır ben dizi hastası bir insanım. Yerli, yabancı (özellikle yabancı) ne hoşuma giderse izlerim. Son zamanlarda işten güçten fazla vakit bulamıyorum ama sezon başından beridir bu diziyi keyifle izliyorum. 


Belki birçok kişi için hikayesi klişe ne bileyim Trabzon'u yansıtmıyor falan (ekşi yorumları) ama bana ne kardeşim ben izliyorum ya hu! Ancaaaaakk! Dün yayınlanan sezon finali bana "acaba gelecek sezon izlemesem mi?" dedirtmedi değil yani. Arkadaş ben böyle kötü bir sezon finali görmedim. Tüm sezon boyunca ilmek ilmek inşa ettikleri hikayeyi bir bölümle çöp ettiler! Teşekkürler senaristler, teşekkürler yapımcı (!). 



Bak en çok sinirimi bozan meseleden başlamak istiyorum bre. Lan İlve'nin ne suçu vardı da s*ktir ettiniz kızı?! Neymiş efendim Adil efendiye zamanında niye kızının DNA testini değiştirmiş de Adil'den saklamış. Lan kız sana düpedüz söylüyor ya oğlumu kaçırdılar, öldürmekle tehdit ettiler diye. Mal!!! Seninki evlat da onunki su maymunu mu? Kadın bütün bunlara rağmen silahla yaralandı, ölümden döndü senin kızının sırrı yüzünden ama ona rağmen gelmiş bir de hesap soruyorsun. Hem senin sevdiğin kadın engelledi sonradan söylemelerini. Hele Gezep! Adam senin için canını verecek derecede seviyor seni. Her otuna b*kuna senin yanında olup bütün çileni çekiyor ama sen onu da evinden s*ktir ettin!!! Vay bee ne "adil" adammışsın! Hele o geri zekalı kardeşine ne oluyor pardon? Senden daha çok halleniyor milleti evinden kovuyor, kapıyı açıyor falan. 


Eeee eğer adam gibi adaleti sağlayabilseydin, gerçekten sana canını verecek insanları yanında tutabilseydin eğer o son sahnede Volkov sevdiğin 3 kişiyi ölüme sürüklediğinde yanında olurlar ve belki de kurtulurdun. Ha bence yeni sezonun ilk bölümünde de tam dediğim olacak. Gezep ve Çakır Uşak gelecek ve kurtaracak ama neye yarar? Eyüphan kardeşinin, kızının canına kast etti ama sen yine tuttun onu hiçbir şey olmamış gibi evine aldın ama Adil efendi. Seni görmek istemiyorum falan da demedin. 




Fadime sen de zaten ayrı mal bir kadınsın. İnşallah İso senden boşanır da daha iyisini bulur sen de öyle inadınla saçmasapan hareketlerinle kala kalırsın. Başka hiçbir şey demiyorum sana. Esme sana kendisi yüzünden saklamak zorunda olduğunu söylediğini bizzat belirttiği halde sen bir de animatör gibi kıyafetler giyip adamın güya canını yakmak adına kalktın seremoni düzenledin. Yok gelinliği yapmalar yok kına elbisesini yakmalar. Kal evde otur oturduğun yerde. 




Oruç'a gelirsek tamam adam ailesi için sırrı sakladı, tamam Eleni için sahte anne getirdi eyvallah ama sonrasında sizinle iş birliği yapıp Eleni'nin kurtarılmasına yardım etmedi mi? Adamı niye cezalandırdınız. En azından yaptıklarını eşitlemiş oldu. Belki Eleni artık sevmeyecek, belki uzaktan uzaktan bakmak zorunda kalacak ama adam vuruldu lan! Ailesi yüzünden başına gelmeyen kalmadı adamın. En kötüsü adamın yıllarca emek harcadığı mesleğini yaktınız. Adamı doktorluktan ettiniz. 


Kimse hiç kusura bakmasın. Adil de gerçekten adil bir adam değil. Herkese eşit davranmıyor. İşine gelenin kalemini kırıyor işine gelmeyene sahip çıkıyor. 


Zaten son zamanlarda bölümler iyice drama bağlamıştı ve komedi unsuru neredeyse hiç yoktu ki bu da beni en çok sıkan ve geren sebeplerdendi. Tamam mesela Şerif kötü karakterdi ama komikti de en azından o çatışmalar, karşılıklı kavgaların komik yönleri ve eğlenceli tarafları da vardı ama Eleni'nin kaçırılmasından itibaren hatta Şerif'in Adil tarafından tutsak edilmesinden itibaren dizinin komedi ögeleri neredeyse yok oldu. Canım Sevcan düğün ve davetiye sahnesi olmasa kendisine rol yazılmamıştı. Ki Sevcan sinir bozucu olsa da eğlenceli bir karakter. İlve mesela devam etmeli. Çünkü yarım kalan bir hikayesi var Gökhan'la. Çünkü geçmişte İlve ve Gökhan arasında da bir şeyler geçmiş olabileceğine dair sinyaller verilmişti bir kaç bölüm önce. 


Hicran... Bence hikayesi bitti. Devam etmesini gerektiren bir durum yok. Zaten Gezep'le de olmuyorlar. Nihayetinde Gezep ile avukat daha iyi bir çift oldu gibi. Şerif ne olacak mesela. Eğer bu kadar suçtan sonra onu da hapisten çıkarırsanız herkesten ciddi tepki alırsınız bilginiz olsun. Tamam iyi karakter ama hikayesi benim gözümde bitti. 


Oruç'la İso'nun ağabeyleri Fatih gelir mi? Bence gelmeli ama durduk yere Timur Volkov'u düşman olarak yazdığınız için ekstra bir kötü karaktere gerek var mı tartışılır. 


Velhasıl-ı kelam gelecek sezon devam eder miyim? İlk bir iki bölüme bağlı. Eğer ağır dram olarak devam ederlerse açıkçası devam etmeyi düşünmem ama yine ilk bölümler gibi ram-komedi-aksiyon üçlemesi şeklinde giderse seve seve devam ederim diye düşünüyorum. 


Peki siz değerli yansıma dostları, siz neler düşünüyorsunuz bu sezon finali hakkında? Yorumlarda buluşalım.


Sevgiler...

A. 

Pazar, Mayıs 31, 2026

Yıllar, yıllar sonra... Yeniden!

5/31/2026 0 Comments


Uzun yıllar sonra buraya dönmek ve yeniden bir şeyler "karalamak" istedim sevgili yansıma dostları,

Geriye kimler kaldı, kimler buraya bir göz atacak ya da kimler okuyacak hiçbir fikrim yok açıkçası ama gerçekten önemli değil. Benim şu anki tek derdim, yeniden bir şeyler yazmak ve bu blogu canlandırmak —en azından şimdilik—.

Sizinle son görüşmemizden sonra aradan yıllar geçti. Öncelikle elhamdülillah hayattayım ve yaşıyorum :). Son yazımda yirmili yaşlarında bir üniversite öğrencisiydim. Hayatının baharını hızlı yaşayan, duygularını çekinmeden, içinden geldiği gibi ortaya çıkaran bir genç kız vardı. Aslında zaman içerisinde yaş almak ve yüzdeki çizgilerin hafif belirginleşmesi dışında pek bir değişiklik olmadı açıkçası. Hâlâ duygularını en derinden hisseden, fikirlerini çekinmeden dile getiren, biraz daha olgunlaşmış bir kadın var karşınızda.

Üniversite hayatım bitti elbette, hatta onunla da yetinmeyip bir bölüm daha okudum. Şu an bir eğitimciyim; İngilizce öğretmeniyim ve artık çok tatlı, kalbi çok güzel öğrencilerim var. Öyle ki, süreç içerisinde mezun ettiğim ve şimdi benimle aynı mesleği paylaşan öğrencilerim bile oldu. Eğer severek yaparsanız dünyanın en harika mesleği olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Bunun dışında perde arkasında, beni tanımayanların bir yerlerde dinlediği podcast yayınlarım da var. Elbette yine anonim olarak internet dünyasındayım. Beni eskiden bilenler bilir; kendimle internet dünyası arasında hep bir çizgi vardı ve yıllardır o çizgiyi korumaya çalışıyorum. Sosyal medya kullanmıyorum mesela. :) Sanırım bunu başarabilen ender insanlardan biri olabilirim çünkü artık sevmiyorum. Eskiden çok aktiftim biliyorsunuz ama zaman geçtikçe dijital dünya eski tadını vermedi ve ben WhatsApp dışında tamamen uzaklaştım. Böylece kendime, sevdik
lerime ve öğrencilerime çok daha fazla vakit ayırabiliyorum. En önemlisi de kendimle baş başa çok güzel zamanlar geçiriyorum: Diziler izliyorum, müzik dinliyorum, bir şeyler yazıyorum ve podcast çalışmalarıma yoğunlaşıyorum...

İlk giriş için bu kadar yeterli diye düşünüyorum. Oralarda bir yerlerde kimler var bilmiyorum ama yeniden selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum size. Eğer yeni birileri varsa karşımda, onlara da merhaba diyor, kocaman sarılıyorum.

Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle... 💖

A.

Pazar, Mart 24, 2013

ŞİMDİ AŞKLAR YEAH YEAH YEAH! JUST LIKE THAT!!!

3/24/2013 1 Comments




ŞİMDİ AŞKLAR YEAH YEAH YEAH! JUST LIKE THAT!!!


İşin en stresli yanı bu biliyor musunuz yansıma dostları? Yani bir blog yazısına başlarken yazıya nasıl başlayacağını bulabilmek zaten beş blog yazısı yazma süresine eş değer olabiliyor. Bir de benim gibi azıcık(!) tembel iseniz "aman bi twitter'ı kontrol edeyim, telefona mesaj gelmiş mi, aa şu haber güzelmiş bir okuyalım..." gibi gereksiz ve oyalayıcı işlerle meşgul olursanız ne yazı yazabilirsiniz ne de bir türlü başlayabilirsiniz. Neyse ki bu sıkıntılı süreci anlatarak başlamış bulundum bebeklerim.

Şimdi bu yazımda son zamanların aşk ilişkilerini, sanal alemde aşk nasıl dönüyor gibi günümüz karın ağrılarını anlatmaya çalışacağım dilim döndüğünce...

Yazıya geçmeden önce benim kankitom, kardeşim, balım, böcüğüm Agresif Sultan da blog yazmaya başladı. Kimdir Bu Kavaşe? pardon :)) "Kimdir bu Hatun?" isimli bir blog adresi açtık kendisine. Blog görsellerini de ben yaptım ayıptır söylemesi. Karı şimdiye kadar tek bir yazı yazdı ama benim blog yazılarımdan bile daha fazla okundu fahişe! Aramızda fahişe, orospu gibi kelimelerin -sadece ikimizin arasında- iltifat olduğunu o yazısında bahsetmişti zaten bi daha beni yazmama gerek yok. Kaltak karı daha şimdiden ünlü havasına girdi. Neyse... Başkası olsa gebertirdim de naparsın bacı. Atsan atılmaz satsan satılmaz.





Neyse efendim konuda sağmayalım. Sağmayalım ne lan? Sapmayalım! Yanlış yazmışım amk... AŞK diyorduk... Eskiden neydi aşk??? Onun uğruna ömrünü feda etmekti, gözlerinin içinin parıldaması, sonsuz bir mutluluk basardı bedeni. İstemsiz kahkahalar, mutluluktan iştah kapanmaları ya da açılmaları, adet günlerinin bile kendini şaşırması, evde orkid bulamama, erkeklerin masturbasyondan, Angelina Jolie'yi hayal edip banyo yapmaktan alıkoyan, sanırsın büllüğünü sadece tuvalette kullanan varlıklar haline getirirdi... -NOT: Tam da bu yazının altına foto olarak bir arkadaşımın daha bebekken billoşunu tutarak çektirdiği fotoyu koymak isterdim ama işte olmuyor maalesef neyse benzer bişey bulurum ben de. Kendisine de sesleniyorum buradan; 4 yıldır verdiğin sözü tut artık. O kendini biliyor.-




Gelelim günümüz AŞK(!) larına; Allah aşkına artık gerçek aşk mı kaldı bu devirde? Herkes sikiş sokuş yeah yeah ooohhh fuck fuck derdinde! Çok açık sözlü oldum biliyorum ama durum bu yani. Cinselliğin uzun bir dönem bastırılmasından mütevellit mi böyle patlama yaptı diye düşünüyorum ama değil yani.Geçmiş dönemlerde yazılan kitaplarda ya da tarihi incelersek eskiden de hayat kadınları vardı, nikahsız birliktelikler falan filan vardı ama günümüzde artık ayyuka çıkmış bir durumda. Hayır cinselliğe bir sözüm yok. Kim ne yaşarsa yaşasın ama artık aşkın ağzına sıçtık topluca.





Şimdi bunu okuyan bir arkadaşım yine bana karşı çıkacak ama bunun suçunun bir kısmı yine biz kızların! Kız dediğin eskiden trip atardı, cinselliğin C'si konuşulmazdı, bakışmalarla bile aşk yaşanırdı ancak günümüzde bazı kesimler "Gelsene bu gece bana! , Hortumunu istiyorum bana boru döşe." demeye başladıklarından itibaren biz böyleyiz. Yani artık isteyen erkek değil kızlar oldu. Eee ne mi oldu? Eskiden adamlara iki trip atınca köpek gibi peşindelerdi -Beyler oradaki köpek tamamen sadakatin mecazi kullanılışı. Kızmayın bana.- Kızın gönlünü almak için bin bir takla atar, dağları deler, çöllere düşerlerdi. Boşuna mı yazıldı bu kadar efsaneler, Leyla ile Mecnun'lar, Kerem ile Aslı'lar, Ferhat ile Şirin'ler... Haa ama kızlar ne zaman ki "gel beni düdükle ne olurr yalvarırım niiiooollluuurrrr" demeye başladı, işte o an işler değişti canlarım. Adamlara şimdi iki trip atayım diyorsun, "Lan nasılsa beni talep eden çok! Nesini çekecem bu amk karısını." deyip hooooppp başka kollara atlıyorlar. Sonra da vay efendim aldatıldım!! Kendi kuyumuzu kendimiz kazdık kızlar.





Versen ayrı dert, vermesen ayrı dert!

Kızlar tamam vermeyelim azıcık edebimizle oturalım, herife gösterelim ama elletmeyelim diyoruz ama o da olmuyor anacım. Günümüzde adamlar artık homoseksüel ilişkilere de yönelmiş durumdalar maalesef. Evli olanlar bile var aralarında. Kimsenin cinsel tercihi ve kimlerle ne yaşadığı elbette bizi ilgilendirmez, saygı da duyarım ama şahsım adına konuşayım; aldatılacaksam da hemcinsim ile aldatılayım diye düşünüyorum. Her halde ki nasılsa bütün fantezilerimi denerim, heyecan olur, bir de o yolu denerim, hamile de kalmaz, üzerime yük de olmaz düşüncesiyle olacak, maalesef tek gecelik ilişkilere de meyil gösterebiliyorlar adamlar. Etmeyin eylemeyin!! O kadar temiz, dürüst, gönlü mükemmel eşcinsel arkadaşlar da var ki anlatamam. Dostlukları hiçbir yerde bulunmaz harika insanlar ama işte cinsellik peşinde koşanlar onları da kullanmaya çalışıyorlar.

Şimdi ne yapalım diye kara kara düşünüyorum kızlar! Versek mi vermesek mi???

Bak gördünüz mü aşk yazalım derken konu sekse geldi dayandı! Neden? Günümüzde aşk bu işte. Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz hoooppp I'm pregnant!!!!! Cinselliğe karşı değilim, cinselliği severim de ki kendi yazdığım ve şu an yarım kalmış hikayemde de  - http//tozlanmishikayeler.blogspot.com - pornografiğe doğru giden sevişme sahneleri yazdım ama sevmek yok oldu artık!!!


Hayır soruyorum size; Sikiniz kalkmadığında, amınız pörsüdüğünde ne yapacaksınız??? Artık beyler başı eğik sikine, kızlar da folloş olmuş amına bakıp durur emekliliklerinde! Başınızı yaslayıp, iki şefkat görmek isteyeceğiniz birine hiç mi ihtiyaç duymuyorsunuz anlamıyorum ki amk! Neyin peşindesiniz lan!





Bu arada aşk demişken bir anım ile yazıma son vereyim. Kezboşlar Allah kimseyi bu duruma düşürmesin anacım valla çok zor, büyük stres!!!


İki sene önce yaz mevsimiydi. O dönem benim bi sevgilim vardı üzerinize afiyet. Sevgilim de değil hoşlanıyoruz ama daha çıkmıyoruz adamla. Herifin eli elime değmedi annem o da çok namusluydu. Neyse işte biz bununla aynı iş yerinde tanışmış, aynı ekipte yer almış, sonrasında da aynı vardiyalarda çalışmıştık. Haliyle bişey olmasa ben lezbo o da gay olmuş olurduk. Neyse işte biz bununla aynı iş yerinden arkadaşımızın nişanına katıldık. Bütün iş yerinden ekip arkadaşlarımız orda güldük eğlendik, hoppidi hoppidi iki de göbek attık. Neyse bu benimki takım elbise giymiş ama bu nişan için değil. Nişandan sonra da aile dostlarının kızı evleniyormuş o düğüne gidicek. Neyse nişan bitti herif bana dedi illa sen de gel. Manyak mısın? dedim, tanımadığım etmediğim düğünde işim ne? Olsun sen benim misafirim olarak geleceksin, kavalyem ol dedi. Benim de canıma minnet. Nişandan çıkmışım saat 8. Bütün bir akşam ne yapayım ki evde. Girdim herifin koluna, gittim nişana. Pardon lan arabayla gittiydik. Siyah Hyundai i20. Herif çok fucker kullanıyodu arabayı. Neyse işte gittik düğüne, meğerse bunun ailesi de oradaymış. Girer girmez ex kayınvalideciğim ve ex görümceciğimle tanıştırdı, bende bi gelin havaları oturduk arkada bir masaya. İkimiz tek başımızayız. Dans müziği çaldı. Herif kalktı ablasını dansa kaldırdı ayıp olmasın diye. Ben de yeni gelin edasıyla oturdum onu bekliycem. Bu arada ben de fırsat bu fırsat dedim ve cayır cayır yanan hormonlarımın da etkisiyle kalktım bizim evde kalmışların sultanı Agresif Sultan'a mesaj attım. "Kızzz takım elbise giymiş bu akşam. Acayip yakışıklı olmuş. Çok hoş kızzzz" gibi uzunca bi mesaj attım. sonra oturdum dansın bitmesini bekledim. Dans bitti, herif masaya yaklaştı bi yandan da telefonu elinde. "bu ne ya?" dedi. Ne ne? dedim. Cevap şu:  "Kızzz takım elbise giymiş bu akşam. Acayip yakışıklı olmuş. Çok hoş kızzzz"!!! İçses: Ben bu mesajı bir yerden hatırlıyorum sanki ama... Dank! Hatta zönk! Abartmıyorum çüşşş ohaaa!!! Geri zekalı Azra!!!! Sen tut dha sevgilin bile olmayan ama cayır cayır yandığın adama olan yangınını anlattığın mesajı yanlışlıkla kendisine at!!! Ne derim, nasıl toparlarım??? Allahım bu ne büyük olay! Rezilliğin daniskası... O an aklıma gelen ilk şeyi söyledim; Yaaa onu Akrep attı yeaaa!! Onun sevgilisi var Yunus. Sürekli takım elbise giyiyor çocuk. Çok hoşuna gidiyormuş. Bana attı mesajı ben de sana yolladım oku diye. Bak gör kızları işte anla... Saçmaladım evet ama inanmamıştır eminim. Üstelemedi sonra... Ne mi oldu? Sevgili olduk, 1,5 sene sonra boynuzladı herif beni. Niye mi??? Konunun ana temasıyla alakalı: Vermiyorum diye. Şimdi de nişanlıymış ve bu yaza düğün var büyük ihtimalle.


Neyse tatlılarım... Bu yazım da böyleydi işte. Sabır gösterip okuduğunuz için hepinizi yaladım yuttum...


Haa bu arada yorum yapmak isterseniz;

Twitter üzerinden;

-yorumlar için-
#şimdikiaşklar 

-takip için-
@icimdekiyansima




Agresif Sultan'ın yönetiminde ki Facebook Grup Sayfamızdan;

AYRICA AHA DA AŞAĞIDA GÖRDÜĞÜNÜZ YORUM YAP KISMINDAN DA YAPABİLİRSİNİZ. ONU YAPMAKTA BİLE ACİZ İSEN AYIP LAN!!! YAŞAMA BENCE...




Cumartesi, Ocak 26, 2013

"Şeytan-i Racim" Filmi Başlamadan Yansıma Değerlendirmesi

1/26/2013 0 Comments


Sevgili Yansıma Dostları,

Öncelikle kendi yazıma başlamadan size başlıkta ismini verdiğim "Şeytan-i Racim" filminin konusunu aynen copy paste yapayım;


İstanbul’da Üniversitede okuyan iki ev arkadaşı Emrah ve Salih’in hayatları Salih’in Havas ilmine duyduğu merakla sonsuza kadar değişir.
seytan3 Şeytan ı Racim Cin’ler âleminin ürkütücü varlıklarını kendi emri altına alarak isteklerini gerçekleştirmeleri için kullanmak isteyen Salih ve hiçbir şeyin farkında olmayan ev arkadaşı Emrah kendini bir anda bu korkunç döngünün içinde bulurlar. Emrah’ın hiç huzuru kalmamıştır. Her gece şiddetini daha da artıran kâbuslar ve ürkütücü olaylar zinciri başlar.
Salih öteki âlemin kapılarını açmış ve her şey kontrolden çıkmıştır. Kurtulmak istedikçe daha da derine batmaktadırlar. Emrah, okulunu bırakır ve ailesinin yanına İzmit’e döner. Babası ve ailesi her geçen gün daha da batağa saplanan Emrah’a yardım etmeye çalışırlar. Ancak neyle karşı karşıya olduklarını kimse bilmemektedir. Yardım için son çare Bakırcı Mehmet diye bilinen bu konularda ilim sahibi olan yaşlı bakırcı ustasıdır. Bakırcı Mehmet, Emrah ve Salih’i içine düştükleri bu kara dünyadan kurtarmak için tüm ilmini kullanacaktır. Ancak her şeyin bir sınırı vardır. Karşılarındaki güç kimsenin bir gün karşı karşıya gelebileceğini düşünmediği bir varlıktır. Hak katından kovulmuş olan Şeytan-ı Racim yani İblis’in intikam almak için eline bir fırsat geçmiştir.
Gösterim tarihi: 19 Nisan 2013
Yönetmen : Arkın Aktaç
Oyuncular : Uğur Güneş (Emrah), Ertunç Uygun (Salih), Mehmet Çevik (Bakırcı Mehmet), Ayşe Tunaboylu, Aysan Sümercan
Senaryo : Murat Toktamışoğlu
Hikaye : Quanttum
Müzik : Reşit Gözdamla
Türü: Korku


Efendim şimdi gelelim bizi asıl ilgilendiren kısma... Bu sabah saat 05:30 da uyandım, yapmam gereken bazı şeyler vardı onları yaptım ve yatağıma uzandım. İnsan haliyle uykudan uyanınca ve bir süre uyanık olunca haliyle uykuya dalması da zor oluyor. Ben aldım elime telefonu ne yapsam, hangi siteye girsem diye düşünürken bir anda kendimi sözlük sayfalarında buldum. Önce yazarı olduğum itü sözlükte "sözlükçülerin evindeki paranormal olaylar" başlığında takıldım bir süre. Sonra o sayfadaki bir link paylaşımı beni inci sözlüğe doğru bir yolculuğa başlattı. İnci sözlükte quanttum nickli bir yazar korkunç bir hikaye anlatacağım yaşanmış hemde şekilde vaatlerle bir hikaye anlatmaya başlamış ki ne hikaye. Ben bir iki okur çıkarım diye düşünürken hikaye beni öyle sürükledi ki uyuyamadım. Okudukça okudum, hissettikçe hissettim. Ayrıca bunun yaşanmış olduğunun iddia edilmesi, sıradan olayların yer almaması ve hikayenin anlatımında ki çekicilik beni benden aldı. Sonra ne mi oldu? Bir yerden sonra hikaye yarım kalmış... Devamını getirmemiş yazar. Ben sonra dayanamayıp bilgisayarı açıp bakayım, neler dönüyor diye bakınmaya başlarken bir de öğrendim ki yukarıda bahsettiğim film meğerse quanttum'un yazdığı hikaye imiş. Yani adam bunu tutmuş sözlükte yazmış, beğenilmiş olacak ki film teklifi almış. Haliyle sonunu da yazmamış. 

Şimdi hikayeyi okuyan biri olarak söylüyorum ki gerçekten hikaye çok güzeldi ve eğer film çıkarsa emin olun sinemada asla korku filmi izlemeyen ben, filmin çıktığı gün koşarım sinemaya. O kadar merak ediyorum ki sonunu... 

Sizlere o hikayenin linki de paylaşıyorum, belki filme gitmeden okumak istersiniz diye. ;)



Pazartesi, Aralık 10, 2012

Ben Neredeyim?

12/10/2012 0 Comments


Neredeyim ben? 

Aslında bu sorunun cevabını ben bile bilmiyorum desem inanır mısınız? 

Fiziksel olarak hâlâ aynı şehirde, aynı yerde bulunuyorum ancak ruhsal boyutta nereye gittiğim hakkında bir fikrim bile yok.

Yaklaşık 6 aydır internet yaşamım yok diyebilirim. Eskiye nazaran yok yani. 

Yoksa yine internete giriyorum, çok nadir de olsa dizi izliyorum, magazin ve televizyon haberlerini takip ediyorum ama bir çok şeyi değiştirdim hayatımda. Ne gibi mi?

Facebook ve Twitter kullanmıyorum artık. Evet, beni tanıyanlar için bu byük bir olay. Hele hele benim Twitter'dan kopmam mümkün değil gibi gözkürdü ama yok, bıraktım yani. Hesabımı tamamen kapattım mesela. (Sonralardan tekrar deneyeyim dedim ama yok, eski Twitter da kalmamış.)

Facebook hesabımı da kapattım. Gerek yoktu çünkü... Bir atraksiyon, bir bildiğim falan hiçbir şey yoktu. Sadece o sayfa vardı yani. Hoş, zaten Facebook kullanma amacım Tozlanmış Hikayeler grubunun kapanmasını istemememdi. Onu da hallettim. Kuzenimin Face3book hesabına yönlendirdim. Yani onu yönetici yaptım ve böylece hem sayfa kapanmamış oldu hem de ben rahatlıkla hesabımı kapatabildim.

E, peki hesapları kapattın da ne oldu? Gerçek hayatın farkına vardım. Belki daha az arkadaşım oldu ama gerçek hayatı yaşar oldum. Erken uyuyup erken uyanıyorum, ders çalışmak için zamanım olmuş oluyor. Ders olmasa bile kitap okumak, sosyalleşmek, insanlarla vakit geçirebilmek için bir ortam oluşuyor ister istemez.

Bu arada hâlâ bekarım. :) Zaten artık ben istemiyorum. Daha geçen Carrefour'da  bi çocuk bana yazdı ama haliyle red ettim. Çünkü artık bir ilişkiyi kaldırabilecek gücü kendimde bulamıyorum. Normal arkadaşlarım olsun, onlarla vakit geçireyim istiyorum. Zaten kendi beğendiklerim de bana bakmıyor ne hikmetse. O yüzden bu hengame içinde yorulup kalıyorum. Gerek yok yani.

Kısacası evdeyim ya işte. Hâlâ yaşıyorum çok şükür. Hayattayım yani... Bu bile bir ödül Allah'tan bizlere.

Sosyal paylaşım sitelerini kapatmış olmam, internetten tamamen uzak kalmam anlamına da gelmiyor. Bloglarımı elimden geldiğince yazmaya devam edicem.

NOT: Gelin'i yazamasam da bitirmedim. Israrla yazmaya da niyetliyim yani. Zaman veremiyorum maalesef. AÖF kıredili sistemde okuyan arkadaşlar benim yoğunluğumu anlayabilirler. Okumuyorsanız da bir bilene sorun yani.

Salı, Mayıs 22, 2012

KISS THEM GOODBYE -- HOŞÇA KALIN KIZLAR, SİZİ ÖZLEYECEĞİM

5/22/2012 1 Comments








Yıllar önce, daha yabancı dizi izlemeye ilk başladığım yıllarda -ki bu işi CNBC-e'de sürdürmekteydim- kanalda bu dizinin tanıtımlarını gördükçe cinnet geçirir, dergide bu dizinin sayfasını anında değiştirirdim. Sonra e2 açıldı ve bu diziyi TR dublajlı vermeye başladı. Elbette alt yazıya henüz alışık değilim ama yine izlemiyorum.

Sonra bir gün kış ortasında yazlığa gitmek zorunda kaldım ve geri dönmek için arabayı beklerken tv'yi karıştırdım can sıkıntısından. Günlerden yine hafta sonu ve izleyecek bir şey yok. e2'de de dizinin Türkçe Dublajlı bir bölümü. Mecbur kaldım ve izledim. İzleyiş o izleyiş... :) İlk önceleri yaz boyunca ilk 2-3 sezonunu Türkçe dublajla izleyip sevdim bu diziyi, belki 3-4 defa tekrar tekrar izlemişimdir. Hafta içinde izlediğim bölümlerin tekrarlarını hafta sonu yine izlerdim. Sonra internetle tanıştım ve izlemeyi orijinal dil + TR alt yazı ile izlemeye devam ettim. Yaklaşık 1,5 saat önce de nefret ettiğim diziden en sevdiğim dizi haline gelen bu müthiş yapımın son bölümünü izledim. İçim buruk, bir boşluk ve yeri doldurulamayacak bir his...

Hoşça kalın kızlar, sizi hep seveceğim. Öyle ki artık kankam, arkadaşım gibiydiniz. Siz poker masasında 4 kişi otururken yanınızda ki 5. kişi de bendim. Siz oturup bir kahve molası verdiğinizde elimde bir fincanla ben de sizinleydim. Evlendiniz sevindim, boşandınız üzüldüm... Bu liste uzar gider. Son sezonun sloganıyla: KISS THEM GOODBYE


DESPERATE HOUSEWIVES - 1.SEZON TANITIM




DESPERATE HOUSEWIVES - 2.SEZON TANITIM




DESPERATE HOUSEWIVES - 3.SEZON TANITIM




DESPERATE HOUSEWIVES - 4.SEZON TANITIM




DESPERATE HOUSEWIVES - 5.SEZON TANITIM





DESPERATE HOUSEWIVES - 6.SEZON TANITIM









DESPERATE HOUSEWIVES - 7.SEZON TANITIM








DESPERATE HOUSEWIVES - 8.SEZON TANITIM





















Pazartesi, Ocak 09, 2012

Bir Eşcinselin Haykırışı...

1/09/2012 0 Comments

Az önce internette dolaşırken, tesadüfen karşıma bir makale çıkıverdi ve konu ilginç ve ilgi çekici olduğu için okumak istedim ve okudum... Okurken o kadar duygulandım ve şaşırdım ki bu yazıyı hemen sizinle de paylaşmak istedim... Umarım siz de okurken biraz bir şeylerin farkında olur ve kötü olan davranışlarınız varsa ona göre düzenlersiniz kendinizi... Keyifli okumalar...






BEN GAY'IM ANNEE....


 Merhaba anne... Dünyaya geldiğimde ne kadar sevinmiştiniz kimbilir, size MERHABA diyemesem de... Babam da çok sevinmiş, kurban kesmiş oğlu oldu diye, sen söylemiştin bunu bana, babam sevmez ya duygusal görünmeyi, o yüzden söylememiştir, yine de bir kez ondan da dinlemek isterdim... Kendimi şanslı hissettim hep, sizin gibi ailem olduğu için, SEN, BABAM ve ABLAM... İnsanın ailesini seçme olasılığı yok, şanslıyım sanırım... Kötü günlerimiz de olmadı değil, olmalıydı da iyi günlerin kıymetini anlamak adına. Baktığım da geriye, mutluydum sizinle... Belki farketmişsinizdir eski Mert olmadığımı, artık o çılgın, deli-dolu, hayatı umursamayan Mert yok, o gitti, belki bunu ergenlik dönemime bağlayabilirsiniz. Her gençte olurmuş ya... Bilmiyorum anne, ne diyeceğimi, biliyorum da ...aslında bulamıyorum nasıl söyleyeceğimi, belkide söylememeliyim... Çok savaş verdim anne, kendimle... Pazar günleri mutlu kahvaltılarımızda, balkon sefalarımızda, bir filme kilitlendiğimizde... Her zaman, her yerde savaşıyordum ben, bilmiyordunuz. O kadar kolay değil dile getirmek, onca iç savaşların kolay olmadığı gibi, inan bana susmak da kolay değil... Bakışlarınızı kaçıracaksınız belki benden, sarılmak bile gelmeyecek içinizden, iğreneceksiniz, belki aynı evde yaşamak istemeyeceksiniz benimle... Boynunuzu eğdirecek her zaman gurur duyduğunuz, övündüğünüz oğlunuz... Ben bir EŞCİNSELİM anne... Anneeee n'olursun öyle anlamsız bakma yüzüme, ağlamaya başlama yine, beni dinle... Daha çok küçükken farkına vardım aslında, o zamanlar ne demek olduğunu bile bilmiyordum hiçbirşeyin, oyunlardan ibaretti hayat benim için. İlkokulda sıra arkadaşımdan hoşlanmak bana da garip gelmişti biraz aslında ama çok da ayırt edemiyordum hislerimi. Hayır annee saçmalama, o yaşta ne yaşayabilir ki insan, yaşamın ne olduğunu bile idrak edemezken... O zamanlarda futbolu sevmezdim, belki de beceremediğimden. Oturmalara gittiğimizde ailece, senin yanında olmayı yeğlerdim, en çok da seni severdim... Belki de budur sebebi ilk sana söylemek isteyişimin... Ben büyüdükçe büyüdü içimdeki duygular, korktum büyümekten de, hep çocuk kalmak isteyişimin sebebi bayram harçlığı almaktan ziyade buydu belki de. Neden diye çok sordum kendime, neden ben böyle hissediyorum diye... Küçük ve masumane temaslar da yaşadım arada sırada. Aşk değildi belki ama cinsellik de değildi... Kimsenin iğrenç tacizlerine maruz kalmadım, böyle birşey geçmesin aklından. Çünkü çok kızıyorum bu durumu aptalca sebeplere bağlayan insanlara... Çok düşündüm... Gecelerce... Ağladığım da çokça... Odama geldiğinde gördüğün zamanlar da olmuştu ağlarken, sormuştun ya sebebini, işte biliyorsun artık... Neden ben anne? Ben bulamadım sebebini, neden ben??? Bir Zeki Müren var sanırdım, bir Bülent Ersoy, bir de ben... Zaten ne kadar büyük bir dünyam vardı ki? Hayır anneee... Tabi ki onlar gibi değilim, ben o zaman öyle sanmıştım diyorum sadece... Şimdi mi? Şimdi mutlu olmaya çalışıyorum anne... Nasıl mı? Onu ben de keşfedemedim henüz... Artık kabul ediyorum kendimi, ben eşcinselim... Senin beni kabul etmeni bekleyemem, benim bile kendimi kabullenişim yıllarımı almışken. Ama beni yargılama anneciğim ne olursun, yada yargıla ama öyle bakma, ağlama... Kıyamam sana... Sevdim anne... Çok sevdim... Söyleyemedim... Hep içimde yaşadım aşklarımı, hep korkarak, çekinerek, sanki her an biri anlayacakmış gibi paranoyak yaşadım. Kendimden korktum, hislerimden ve herkesten... Sevip de söyleyememek ne tür birşeydir belki bilmezsin anne, ben biliyorum çok kötü birşey. Söylesem daha da kötü... Sonra benim gibi olanları duydum, görmek istedim. Gördüm anne... Benim gibi değillerdi... Gittiğim yerde bulamadım kendim gibi birilerini, ama olduğuna inandım en azından... Aşık oldum anne, bu sefer belli ettim de, ama o benim gibi sevmemiş beni masumane, SEV-iştik anne... Kökünde sev-mek fiili vardı diye seviştim... Baktım ki sevgili değiliz, beni sevgili olarak görmedi, göremedi anne. Kadınlar sevilirmiş sadece, erkekler severmiş. Ben de sevmiştim oysa... O zaman anladım ki sevmeler de başka başka... Benim gibi seven birini bulmak istedim... Hep aradım anne... Mutlu olmak istedim ben de... Hep gizlenerek, hep korkarak, hep kaçarak yaşadım. Nasıl imrendim elele gezen sevgililere, belki benim gibi sevemezlerdi ama benden daha mutlu görünüyorlardı. Ben hiçbir zaman sevgilimle elele gezemeyecektim onlar gibi. Ve pazar kahvaltıları, ve balkon sefaları... Ve bana doğumuyla MERHABA diyen, uğruna kurban keseceğim bir evladım olmayacak hiçbir zaman. Evet, olabilir, pes ederim belki ben de birgün aşk arayışında, bir kurban seçerim kendime, evlenirim. Baba olurum, eğer istersem olur, ama ben olamam o zaman... Bekleyeceğim anne, arayacağım, elbet birgün beni gerçekten çok seven bir erkek bulacağım... Neler çıkıyor insanın karşısına bir bilsen... Doğru insanı bulabilmek adına yanlış insanlarla oturup çay içiyorum bazen, hep aynı sorulara cevap veriyorum... Ve hep aynı insanlar yudumluyor karşımda çayını, kalkıp gidiyorum. Üzülüyorum, umudum kırılıyor, ama bekliyorum... Bazen tamamdır işte budur diyorum, yüreğim kıpr kıpır oluyor, bir adım atıyorum, o da bir adım atıyor, bedenlerimiz buluşunca, bir daha aramıyor... O kadar çok pislik var ki anne, duygularımla oynanıyor, onlardan tiksiniyorum anne, kendimden de... Belki de artık sen de benden tiksiniyorsundur... Yaşamak istiyorum anne, mutlu yaşamak, özgür olmak herkes gibi... El ele tutuşup gezmesem de olur, kimse görmeden de tutabilirim elini, yoksun hissetmem kendimi... Bir de diğerleri çok üzüyor beni... Eşcinselliğin ne demek olduğunu bilmiyorlar, benim neler hissettiğimi, içimde ne savaşlar yaşadığımı zamanında. Ne zaman seçtin diye soruyorlar... Neyi diyorum, eşcinselliği mi? Bu bir seçim midir sence anne? Neden seçtim ki o zaman? Ne zaman seçtim? Ben hatırlamıyorum şıkları. Bizlere hakaret ediyorlar, bizleri kullanıyorlar, bizleri dışlıyorlar, bizlerle alay ediyorlar, bizleri öldürenler de var... Bu bir seçimse eğer, ben niye bu hayatı seçeyim ki anne? Benim ne zorum var mutlulukla? Ağlama n'olursun anne, ben ağlarım... Sen bana bakma... Bizler iki çeşitiz, ağlatanlar ve ağlayanlar... Ben ağlayan olmayı seçtim anne...

alıntı